Lemi Atlı Bey

Hâlid Lemi Bey Hicri 1286 (1870) yılında İstanbul’da, Üsküdar’ın Sultantepesi semtinde doğdu. Doğumundan bir hafta sonra annesi Dilber Hanım’ı iki yaşında iken babası İbrahim Hakkı Bey’i yitirdi. Öksüz kalan Lemi Bey, kendisinden 17 yaş büyük ablası tarafından büyütüldü. Ablası ile eniştesi, Lemi Atlı’nın iyi bir öğrenim görmesi için çok özen gösterdiler. Tezgâhçılar İbtidâî Mektebi’nden sonra, Fatih Askerî Rüşdiyesi’nde eğitimine devam etti. Bir müddet de Soğukçeşme Rüştiyesi’nde okudu. 1887 yılında burayı bitirerek “Mülkiye Mektebi”ne kaydoldu ise de bitiremedi. İskender Hoca’dan Arapça, Farsça; bir İtalyan bayan öğretmenden Fransızca dersleri aldı.

Sekiz yaşında iken Hafız Yusuf’tan, Hacı Ârif Bey’den mûsıkî dersleri almaya başlamıştır. Mûsıkîşinâs bir kimse olan eniştesinin her on beş günde bir evinde yaptırdığı fasıllardan istifade eden Lemi Ney, bu toplantılarda Kanunî Fenerli Mike, Tanburî Garbis, Kanunî Solak Mihal, Giriftzen Rıza Bey, Santurî Edhem Efendi gibi önemli isimleri yakından tanıma ve dinleme fırsatı buldu. Toplantıya katılan hânendeler ise Beylerbeyli Hakkı Bey, Domates Ahmed Bey, Beylikçi-zâde Sadık Bey, Hafız Yusuf idi. Kadıköylü Kel Ali Bey, Tanburî Ali Efendi ve Püsküllü Osman Efendi’den uzun müddet istifade etti. Lemi Bey, bu atmosfer içinde, daha küçük yaşlarında mûsıkî terbiyesi almağa başlamıştı. 16 yaşında iken bestelediği, “Hüsnüne etvâr-ı nâzın şân senin” şarkısı, devrin üstadları tarafından takdirle karşılandı.

Yirmi yaşlarında (1888) “Dâhiliye Nezâreti Mektûbi Kalemi”nde memuriyete başladı. Bu yıllarda “Resmî Gazete”de yazılar kaleme alan Lemi Bey, 1894’te Zabtiye Nezareti Mektubî Müdürlüğü’nde çalıştı. Bir ara İzmir Deniz Ticaret Müdürlüğü’nde de çalışan Lemi Bey, buna rağmen maddî ve manevî çok sıkıntılı bir hayat sürmüştür. Nihayet 1907 yılında son memuriyet vazifesi olan Takvîm-i Vekâyi’ gazetesi yazı heyeti görevinden çekilerek İstanbul’a yerleşti; kendisini bütünüyle mûsıkî çalışmalarına verdi. “Soyadı Kânûnu”- nun çıkışından sonra kendisinin soyunun dayandığı Çerkez sülâlesine nispetle “Atlı” soyadını aldı. Celaleddin Paşa ve Said Halim Paşa gibi devrin ileri gelen devlet adamları tarafından himâye edildi. Kendisi de bestekâr olan Mahmud Celaleddin Paşa’nın verdiği bir güfteyi iki saatte bestelemesi üzerine pırlantalı bir altın sigara tabakasıyla ödüllendirilmiş, ancak paraya ihtiyacı olması sebebiyle bu hediyeyi satmak durumunda kalmıştı. Bestekârlıktaki kudreti gibi sesindeki tatlılık, hançeresindeki kıvraklık ile meşhur oldu. Bu yüzden hocaları kendisine “Zamanın külhanbeyisi Hüseyin Dedesi” lakabını verdiler. Okuduğu şarkı ve gazellerle “Boğaziçi Bülbülü” lakabını kazandı. Lemi Bey nota bilmediğinden, eserleri Leon Hancıyan, Fulya Akaydın, Selahaddin Pınar ve Suad Gün tarafından notaya çevrildi.

Bütün mûsıkî hayatı boyunca üç yüz kadar şarkı bestelemiş olan Lemi Bey’in bestelerinin bir bölümü de zamanında notaya alınamadığı için unutulmuştur. Bestelerini Leon Hancıyan, Fulya Akaydın, Selâhaddin Pınar, Suat Gün gibi mûsıkîşinaslar notaya almıştır. Boğaziçi Bülbülü, birçok bestesinin dışında “İstiklâl Marşı”nı da bestelemiştir. 25 Kasım 1945 günü vefat etmiştir.

Scroll to Top